Yunanistan hükümetinin Batı Trakya’daki müftülük pozisyonlarına yönelik yeni atama girişimleri, Türk azınlığın seçme hakkı ile Atina’nın atama yetkisi arasındaki uzun süredir devam eden sorunu bir kez daha gündeme taşıdı. 1985 yılından beri süregelmekte olan “atanmış-seçilmiş” krizi, taraflar arasında uluslararası anlaşmalar ve demokratik haklar vurgusuyla gerilimi artırmaya devam ediyor.
Hürriyet’ten Duygu Leloğlu’nun aktardığına göre, Atina’nın İskeçe ve Gümülcine için yeni müftü atamaları yapma hazırlıkları, Türkiye ile Yunanistan arasındaki diplomatik gerginliği tırmandırdı. Yunan devleti, 1985 yılından bu yana Türk azınlığın iradesiyle seçtiği müftüleri tanımayı reddederek, bu makamlara doğrudan atama yapma uygulamasını sürdürmekte. Türk azınlık temsilcileri ise bu durumu meşru görmeyerek, kendi dini liderlerini seçmeye devam ediyor.
Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi (DEB) Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Atina’nın bu tutumunu “Türk korkusu” ve “Türkofobi” olarak değerlendirerek, bir azınlığın temel dini haklarının yönetsel kararlarla engellenmesinin demokrasi ile çeliştiğini savundu ve diyalog çağrısında bulundu.
41 Yıllık Sorunu Alevlendirdi
Batı Trakya’da müftülük makamı üzerinden yaşanan yetki karmaşası, 41. yılına girerken, seçilmiş temsilciler hukuk mücadelesine devam ediyor. Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, 36 yıldır bu baskılara karşı direndiğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen “makama iade” kararının Yunanistan tarafından hâlâ uygulanmadığını belirtti. Şerif, seçme hakkının 1913 Atina Anlaşması’na dayandığını hatırlattı. İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ise durumu bir “hukuk tanımazlık” olarak tanımlayarak, İstanbul’daki Rum azınlığın kurumlarını yönetme hakkına atıfta bulunarak, Batı Trakya Türk azınlığı için de benzer bir hak teslimi talep ettiklerini ifade etti.